9 Kasım 2011 Çarşamba

EKONOMİDEN SOSYAL HAYATA KÜLTÜRDEN TARİHE BENİM GÖZÜMDEN FAS


Akdeniz Odalar Birliği (ASCAME) olarak, Akdeniz ülkeleri arasındaki işbirliğinin gelişmesi için, başkanlık yaptığım şu son dört yıl boyunca birçok yeni proje geliştirdik. Bu projelerden en önemlileri şüphesiz, Meditour ve Meditex. Meditour her iki senede bir, değişik bir Akdeniz şehrinde düzenlenen Akdeniz Turizm Kongre ve Fuar'ı. Meditex ise aynı formatta düzenlediğimiz Akdeniz Tekstil Kongre ve Fuar'ı. Geçen sene (2010 Eylül) Meditour Malaga’da (İspanya) düzenlendi. Şimdi de Meditex Tanca’da (Fas) gerçekleştirildi (2011 Ekim).

Tanca


Türkiye’den Tanca’ya ulaşmak pek kolay değil. Eğer programınız müsait ise THY ile İstanbul - Kazablanka uçabilir (4 saat 40 dk.) ardından da otomobille çift şeritli bir otobandan, gene yaklaşık dört saatte (320 km.) Tanca’ya varabilirsiniz. Yok eğer doğrudan Tanca Havalimanı’na ineceğim derseniz, aktarmalı uçmanız gerekiyor. Güncel uçak tarifeleriyle yine en az 11 saatlik bir yolculuk demek bu.

İstanbul’dan yola çıkan ufak bir heyet ile, Meditex için Kazablanka'ya indiğimizde, karşımızda bizi karşılamak için otomobiliyle ta Tanca'dan gelen Hişam Bey’i bulduk. Hişam, Faslı bir müteahhit, 30’lu yaşlarda ve Tanca Odası’nın yönetim kurulunda görev yapıyor. Yol boyunca uzun uzun sohbet ettik. Hişam’ın iki kişilik güzel bir spor otomobili var. Tanca’ya kadar yol dümdüz otoban olmasına ve benim ufak tefek tahriklerime rağmen saatte 120 km’yi hiç geçmedi. Sebebiyse, yol boyu radarın olması... Fas otobanlarının büyük kısmını, belki de ‘otoban’ değil de ‘duble yol’ demek daha doğru bir tarif olur, Türk inşaat firmaları yapmış. Kazablanka’dan Rabat’a giden yol halen inşa halindeydi ve şantiyede gördüğüm kocaman MAKYOL levhası beni çok mutlu etti.

Hişam'ın yolda bana ilk söylediği söz şu oldu:

- İstanbul'u ve Türkler’i çok seviyorum, geleceğinizi duyunca mutlaka kendim karşılamak istedim.

Ayrı bir aracımız olmasına rağmen Hişam’ın sırf bizi havaalanında karşılamak için 10 saat otomobil kullanmayı göze alması beni hem çok sevindirdi hem de verdiğim bunca zahmetten dolayı üzdü. Neden bizleri sevdiğini sorunca değişik bir cevap verdi:

- Türkler çalışkan insanlar, bu benim çok hoşuma gidiyor. İstanbul'u da çok seviyorum çünkü hem Avrupai hem de İslami yaşam tarzını yan yana bulabiliyorum.

Geçen gezilerimden kalma alışkanlıkla seyrettiği Türk dizilerini soruyorum. “Polat Alemdar'ı tanıyorum” diyor. Televizyon seyretmeye vakti olmadığından ‘Kurtlar Vadisi'nin tüm serisini DVD olarak almış, boş kaldıkça izliyormuş. Politikacı - mafya ilişkileri ilgisini çekiyor diziyi çok beğeniyormuş.

Hişam, tam bir Recep Tayyip Erdoğan hayranı. Davos'taki çıkışı kastederek;

- Karakterli adam. Yahudilere bir tek o kafa tutabildi. Hem Türkiye için de çok şey yaptı; diyor.

Hişam, Fenerbahçe’nin bu sezonki son maçını İstanbul'da bir kafede, Fenerbahçe taraftarları ile beraber seyretmiş. O gün bugün de iflah olmaz bir Fenerbahçeli:)

Kendisi Tanca yakınlarındaki Nador şehrinden Berberi bir aileye mensup. Bildiğiniz gibi Berberiler Fas'ın asıl yerlileri. Araplar bu topraklara daha sonra, İslamiyet ile beraber gelmiş. Fas Kraliyet Ailesi’de (Alevit'ler) kökleri Orta Doğu’ya dayanan Arap bir aile. Ülkenin resmi dili Arapça olmasına rağmen benim kırık dökük Arapçam, Faslılar’ın kendi aralarında konuştuklarından bir kelime bile anlamama müsaade etmedi. Konuştukları Arapça lehçesi yazılamıyor, Amazigh (Berberilerin kendi dilleri) ile karışmış bir Arapça. Kuzey Fas'ı zamanında İspanyollar, güneyi de Fransızlar sömürgeleştirmiş. O yüzden kuzey lehçesinde İspanyolca, güney lehçesinde de Fransızca birçok kelime var.

KADDAFİ’NİN ÖLÜM ŞEKLİNDEN DEĞİL
AMA GİDİŞİNDEN MEMNUNLAR

Karşılaştığım Faslılar’ın çoğuna Libya ve Kaddafi'yi sordum. Öldürülme şeklini onaylamamakla beraber, hepsi Kaddafi'nin gitmesinden son derece memnun. Hatta Fas'ın en büyük düşmanının Kaddafi olduğunu iddia edenler bile oldu. Bu düşmanlığın altında Batı Sahra ve Polisario meselesi yatıyor. 1975 yılında İspanya, Batı Sahra’dan çekilirken zengin fosfat madenleri bulunan bu bölgenin kuzeyini Fas, güneyini ise Moritanya’ya bıraktı. Polisario gerillaları denilen yerel bir grubun her iki ülkeye karşı başlattığı bağımsızlık mücadelesi neticesinde Moritanya haklarından Fas lehine feragat etti. O günden bu yana Fas devleti ile Polisario gerillaları arasında silahlı mücadele var. Polisario özellikle finansal açıdan Kaddafi rejimi tarafından destekleniyordu. Hatta birçok gerillanın bu son rejim değişikliği esnasında Kaddafi'ye bağlı güçlerle beraber savaştığı da söylendi. Polisario'nun asıl büyük destekçisi ise tabii ki komşu Cezayir. Gerillanın lider kadrosunun Cezayir'de yaşadığı, Cezayir'in her türlü desteği verdiği de biliniyor. Zaten o yüzden Fas ile Cezayir arasında büyük gerginlik var; iki ülke arasındaki sınır hala belirlenebilmiş değil.

Faslılar Kaddafi'yi sevmemekle beraber, Libya’da olanları petrolün paylaşımı olarak görüyorlar; “Irak petrolü Amerika'ya, Libya petrolü Fransa ve İngiltere'ye gitti” diyorlar. Petrolün ülkeye getirdiği zenginliği halkı ile paylaşmadığı için Kaddafi'nin sonunun geldiğine inanıyorlar.

Çarşamba akşamı Tanca Oda Başkanı Ömer Moro bizi şehrin biraz dışında, Atlantik okyanusu kıyısında Le Mirage isimli bir otele yemeğe götürdü. Burası, ülkenin en meşhur otellerinden biri. Daha önce Sarkozy, Chirac, Merkel gibi birçok Batılı lideri ağırlamış. Güzel bir mimarisi ve çarpıcı bir manzarası var. Otelin hemen yakınında Tanca’nın turistik iki doğal güzelliği var; Herkül mağarası ve Spartel burnu.

Le Mirage oteli ve plajı

Herkül mağarasının denize bakan çıkışı Afrika kıtasını veya ağzı açık bağıran bir adamı andırıyor. Spartel burnu ise, Afrika kıtasının en kuzey-batı noktası. Cebelitarık boğazının başladığı bu nokta, Akdeniz ile Atlas okyanusunun kesişme noktası.

Herkül Mağarası


Sofrada Euratex'den Bay Marchi de vardı. Hem Avrupa ekonomisinin yavaşlaması hem de sıcakların devam etmesi yüzünden sonbahar serilerinin hala raflarda yer bulamaması sadece bizi değil, tüm Kuzey Afrika tekstil ve hazır giyim sektörünü zorda bıraktı. Bay Marchi'ye Avrupa tekstilinin yavaşlamasından bahsettim, şu cevabı aldım:

- Yavaşlamak mı? Hayır efendim, Avrupa'da tekstil yavaşlamadı, Avrupa'da tekstil kondu! (uçağın inip piste konması ve durması anlamında). Ayakta kalabilenler sadece Avrupa dışına ihracat yapanlar. Herkesin zannettiğinin aksine Avrupa tekstil firmalarının ortalama çalışan sayısı 13. Bu KOBİ'lerin böyle bir dalgaya dayanmalarına imkan yok.

Spartel Burnu


Akdeniz'in kuzeyi için de, güneyi için de zor zamanlar bunlar. Kuzey Akdeniz ülkeleri ekonomik, güney Akdeniz ülkeleri de siyasi buhran ile uğraşıyorlar. Güney Akdeniz ülkeleri içinde Fas bu buhranı en hafif hissedenlerin başında yer alıyor. Bunda şüphesiz sıkıntıyı erken fark edip hem politik hem de ekonomik önlemler alan Fas Kralı VI. Muhammed’in önemli payı var. Ülkede nerede ise her pazar gösteri olmasına rağmen diğer Kuzey Afrika ülkelerindeki şiddet burada yok.


Devam edecek.....
Gezi resimleri için; http://facebook.com/myalcintas.sayfa

1 yorum: