2 Eylül 2011 Cuma

Taşköprü, Pompeipolis, İzbeli çiftliği ve Çin sarımsağı






1 Eylül Perşembe sabahı Atatürk Havalimanı'ndan saat 10.00’da kalkan THY uçağı ile Sinop'a gidiyorum. 25. Uluslararası Taşköprü Kültür ve Sarımsak Festivali'nin açılışını yapacağız. Taşköprü Belediye Başkanı’nın beni İstanbul'da, Oda'da davet ederken söylediği gibi; "Köprünün üzerinde kurdele keseceğiz." Anneannemin annesi İzmir'e Kastamonu'dan (Ayvalı/ Taşköprü) gelin gitmiş. Dolayısıyla ‘Ana toprağı’na gidiyorum.


Uçak Sinop için alçalırken camdan baktım. Karadeniz'in mavi yeşil tonu ile Sinop'un yeşil sahili, ufak evleri, kıvrılıp giden dar yolları şiirsel bir güzellik oluşturmuş. Yukarıdan bu manzaraya bakarken düşünüyorum da, vatanımızın her yeri gerçekten ayrı güzel…


Sinop Havalimanı’na indik… Kastamonu Ticaret Borsası'ndan ve Taşköprü Ticaret ve Sanayi Odası'ndan dostlar üşenmemişler, ta Sinop'a bizleri karşılamaya gelmişler. Pırıl pırıl bir güneşin altında neşeyle yola çıktık.


İlk durağımız Hanönü. Belediye Başkanı ve Kaymakam büyük bir nezaketle bizleri ağırlıyorlar. Başkan, Hanönü'nün yakın gelecekte nasıl hızla kalkınacağından ve madencilik alanında bölgedeki potansiyelin büyüklüğünden bahsediyor. Madencilik alanında yatırım yapabilecek İstanbullu firmaları yöreye yönlendirme sözünü benden aldıktan sonra bizlere neşe içinde, nefis bir ayran ısmarlıyor:)




Kaymakam Bey’in asaleten ilk görev yeri. Konyalı genç, idealist ve heyecanlı bir devlet görevlisi… Karadeniz yöresindeki göç üzerine uzun uzun konuştuk. Kendisi çok güzel bir proje hazırlamış. Projesini Başbakanlığa onay için sunmuş, cevabını bekliyor. Dinlediğim projeyi çok beğendim ve ekledim;


- Eğer Başbakanlık projenizi onaylarsa, İstanbul'a gelin, basına tanıtma kısmında ben sonuna kadar size yardımcı olacağıma söz veririm.


Taşköprü yolunda, yörenin en önemli markası olan Taşköprü sarımsağı hakkında da bilgilendirildim. Bölgenin sarımsağının üç üstünlüğü var; toplandıktan sonra uzun süre dayanıyor, kanser de dahil olmak üzere birçok hastalığa iyi geliyor ve rayihası diğer sarımsak türlerine nazaran daha güçlü.


Taşköprü TSO Başkanı, sadece Taşköprü sarımsağına has bu özellikleri bölge toprağında bolca bulunan ‘selenyum minerali’ne bağlıyor. Anne tarafından Taşköprülü olan ben ise bunu Kastamonu çiftçisinin emeğine, alın terine ve ürününü sevgi ile yetiştirmesine bağlıyorum…


Dikkat çekilen diğer bir noktaysa keyfimi kaçırıyor. Sanayiciler olarak Çin'in haksız rekabetinden zaten son derece şikayetçiyiz. Gerek kalitesi düşük gerekse gayri insani şartlarda üretilen Çin mallarının piyasamızı işgal etmesi gündemimizin en önemli konularından biri. Benzer bir şikayeti burada da duymak beni çok şaşırttı. Çin, dünya sarımsağının yüzde 90’ını üretiyor. Taşköprü ise yüzde 4’ünü... Çin sarımsağı dönüm başına daha fazla ürün vermesine ve işçiliğinin daha kolay olmasına rağmen, kalite olarak bizimkine yaklaşamıyor bile. Dolayısıyla Çin sarımsağının kilosu 3 bin lira ise Taşköprü sarımsağınınki 8 bin lira. Ne yazık ki bazı üreticiler az da olsa Çin sarımsağı ekmeye başlamışlar. Mahsulü da yörenin sarımsağı ile karıştırıp hepsini ‘Taşköprü sarımsağı’ diye özellikle İstanbul pazarına gönderiyorlarmış… Buradaki en büyük tehlike, endemik bu ürünün yapısının bozulması ve zaman içinde de tamamen yitip gitmesi. Kaymakamlık ve Bakanlık bu konuda ciddi bir mücadele içine girmiş…


Yolda öğrendiğim diğer bir bilgi de yörenin antik geçmişi ile ilgili. Taşköprü Zımbıllı tepesinde, Pompeipolis Antik Kenti'nin kazıları sürüyor. Uzmanlar, Roma döneminden kalma bu antik kentin eşdeğerinin, Zeugma veya Efes olduğunu söylüyorlar. Kazılar çok yavaş ilerliyor; senede sadece bir ay. Kazı ekibi Almanya Münih Üniversitesi’nden ve başlarında Türk bir profesör var. Kastamonulular bu hızla giderse, kentin ortaya çıkartılmasının çok uzun süreceğini ve mutlaka milli bir ekibin devreye girmesi gerektiğini anlatıyor. Herkes böyle bir antik kent ortaya çıkarıldığı ve turizme kazandırıldığı takdirde, bölge ekonomisine çok olumlu bir etki gerçekleşeceği konusunda hemfikir.


Taşköprü girişinde yapılan karşılama töreniyle birlikte tören alanına, ilçeye ismini veren köprünün basına geliyoruz. Kaymakam, Belediye Başkanı, yeni ve eski milletvekilleri, Kastamonulu emekli yüksek rütbeli askerler ve bürokratlardan oluşan kalabalık bir protokolümüz var. Kurdele kesiminden sonra hep birlikte yürüyerek köprüyü geçiyoruz.






İlk ziyaret, festival dolayısıyla kurulan stantlara. İlgimi, Taşköprü TSO’nun bir projesi çekiyor. Avrupa Birliği'nden 150 bin Euro destek alarak ahşap oymacılık kursu açmış, bölge gençlerini eğitiyorlar. Başkan'ı bu çalışmalarından dolayı yürekten tebrik ediyorum.


Daha sonra festival korteji oluşturuyoruz. En önde mehteran, arkasında Meksika'dan Ukrayna’ya beş ayrı ülkeden gelen folklor ekipleri ve en arkada da takım elbiselerimiz içinde biz, yani protokol, Taşköprü sokaklarında yürümeye başlıyoruz. Kortej, belediye meydanında duruyor. Festival dolayısıyla güzel bir tarım fuarı da düzenlenmiş. Onun da açılışını yaptık. En iyi sarımsaklı yemek yapma dalında dereceye giren Taşköprülü hanımlara ödüllerini verdik. Arkasından İstiklal Marşı ve protokol konuşmaları… Konuşmalardan sonra sıra konuk folklor ekiplerinin gösterilerine geldiğinde müsaade isteyip kalkıyorum.
 










Önce Taşköprü Ticaret ve Sanayi Odası'nı ziyaret edip kısa ama verimli bir toplantı yaptık. Daha sonra Taşköprü Meslek Yüksekokulu’nu ziyaret ettik. Kapanan kendir fabrikasını halk kendi arasında para toplayarak okula çevirmiş. Ama öğretim elemanı eksikliğinden gerekli bölümleri açamamışlar. Şu an okuldaki öğrenci sayısı ne yazık ki iki elin parmaklarından az L İlçenin ileri gelenleri Pompeipolis kazılarından dolayı öncelikle arkeoloji kısmının açılmasını ve kazıları Kastamonu Üniversitesi’nin üstlenmesini arzu ediyor.


Havanın kararmasına yakın, bu güzel şehirle vedalaşmadan evvel, şehre hakim bir tepeye kurulu çay bahçesinde son bir ikram daha yapılıyor;


- Başkan, herkes kavun denince Kırkağaç kavununu bilir ama hele sen bir bizim kavunları tat ve sonra söyle, hangisi daha güzel?


Kavunun tadı damağımda kaldı…








Kaymakam, Belediye Başkanı ve diğer eşrafa tüm bu gösterdikleri konukseverlikten dolayı teşekkür edip Taşköprü’den ayrıldık. Akraba, dost ve oda yöneticilerinden oluşan küçük grubumuz aksam yemeği için Kastamonu-Ankara yolundaki İzbeli Çiftliği’ne doğru yola çıktı. Davet sahibi, Kastamonu Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar İzbeli.


Çiftliğin kökleri, padişah Avcı Mehmet'in sipahi yetiştirilmek üzere bahşettiği tımara dayanıyor. Serdar Bey’in annesi Sabiha Hanımefendi (ömrü sağlıklı ve bereketli olsun, bu yüzden yaşını yazmıyorum) büyük bir neşe ve dinçlikle bir turizm işletmesine dönüştürülen mekanı yönetiyor. Sabiha Hanımefendi ve çiftliği, birçok kez haberlere konu olmuş, Türkiye’nin en iyi 10 kahvaltı mekanı arasına girmiş, hakkında köşe yazıları yazılmış... İki katlı kahya konağının giriş kapısında Anadolu’nun büyük evliyalarından Kastamonulu Şeyh Şaban-i Veli’nin meşhur sözü yazılı;


“Güle güle gelin, güle güle gidin, her işiniz güle güle olsun.”


Sabiha Hanımefendi, konağın tüm eşyalarını olduğu gibi muhafaza etmiş. Zamanında nasıl yaşanmışsa şimdi de öyle… Kendimi zamanda yolculuk etmiş ve o dönemde bir konağa misafir olmuş gibi hissettim. İkram edilen etli ekmeğin (gözleme), ev yapımı reçellerin ve baklavanın şimdiye kadar tattıklarımın en iyilerinden biri olduğunu söylesem, inanın abartmış olmam.


Bu, kültüre sahip çıkılması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasıdır… Sabiha Hanımefendi başta olmak üzere tüm İzbeli Ailesi’ni tebrik ederim. Eğer sizlerin de yolu Kastamonu'ya düşerse, mutlaka Ankara yolu üzerindeki İzbeli Çiftliği’ne uğrayın. Zamanda  bir yolculuk yapın, kesinlikle pişman olmayacaksınız…










1 yorum:

  1. Sevgili Başkanım; İlçemize yapmış olduğunuz nazik ziyaretinizden ötürü sizlere çok teşekkür ederiz. Bu ziyaretinizi böyle güzel bir yazı dizisiyle paylaştığınız için ayrıca şükranlarımızı sunuyoruz. Ana Ocağınıza her zaman bekler, saygılarımızı sunarız... Ragıp GÜLTEKİN

    YanıtlaSil